}




21/10/2009

Görkemli Safranbolu Evi

h1

 

Safranbolu Evleri, yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. İlçe merkezinde 18. ve 19.yy. ile 20.yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır. Evler Safranbolu´nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi “Şehir” diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi “Bağlar” diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim.

 

Şehir, yönetim merkezinin bulunduğu Kale, alışveriş merkezinin bulunduğu Çarşı, evlerin bulunduğu Akçasu, Gümüş, Musalla, Kalealtı ve Tabakhane semtlerinden oluşmaktadır. Bu kesim iklimin olumsuz etkilerine karşı korunmuş, alçak rakımlı iki vadinin içindedir. Burada evler birbirine yakın, sokaklar dardır. Bağlar birkaç yüz metre daha yüksekte, hava akımlarına açık ve daha geniş araziler üzerindedir. Hemen hemen herkesin bir kışlık bir de yazlık evi vardır. Yöre halkı kışın şehirdeki evinde yaşar ve yazın havaların ısınmasıyla Bağlardaki yazlık evine göçer. Ancak “Çarşı” üretim ve ticaret hayatı yazın da aynen sürer.

Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır.

Şehrin ortasında bulunan meydana yönelik yollar ve sokaklar tamamen arnavut kaldırımlıdır. Anıt eserlerin avluları ve meydanlar da arnavut kaldırımlıdır. Mevcut taş kaplama tarzı rutubeti en aza indiren, sel sularına karşı dayanıklı ve ağaç köklerinin yeterli su almasına uygun yapıdadır.

Safranbolu evinin boyutu ve biçimini belirleyen üç temel unsurdan söz edilebilir: Çok nüfuslu büyük aile yapısı, yağışlı iklim, kültürel ve maddi zenginlik. Bir ailede karı kocanın normal olarak iki ya da üç çocuğu vardır. Erkek evlat evlendirilince ona ayrı bir ev açılmaz, gelin aynı eve getirilir. Amcalar, yengeler, halalar ve torunlarında dahil olduğu aile hep birlikte bir evde yaşarlar. Evin kadınına işlerde yardım etmek amacıyla evlerin çoğunda evlatlık kız bulunur. Evlatlık kız evin kızı gibi görülür.

Kalabalık aile yapısının yanında evlerde harem-selamlık ayrımı vardır. Ailelerin sahip olduğu hayvanlar evin zemin katındaki ahırlarda barındırılır. Yağışlı iklim nedeniyle kapalı alan ihtiyacı da fazladır. İnsan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar hepsi evin uygun bölümlerinde muhafaza edilirler. İşte tüm bunların sonucu olarak Safranbolu evleri büyük hacimlidir.

Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemendir. Hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemez. Evlerin yapımında taş, kerpiç ahşap ve alaturka kiremit kullanılmıştır. Bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılmıştır.

Din ve gelenekler evi dışarıya kapar, bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, pencereler kafeslidir, kadın yabancı erkeğe görünmez. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Safranbolu´da selamlık ve harem olarak ikiye bölünmüş böyle evler vardır. Hacı Memişler Bağ evinde ve Kaymakamlar Evinde harem ve selamlık girişleri değişik katta iki ayrı sokaktan sağlanmıştır. Aile yaşantısını tedirgin etmeden kolay ulaşılabilen bir odası da selamlık olarak kullanılır. Selamlık odaları biraz daha özenlidir.

Evin girişinde zemin katta “hayat” vardır. Bu bölüm eğer taş kaplıysa “taşlık” adını alır. Burada ışık almayı sağlayan ahşap kafes “gliste” mevcuttur. Zemin katlarda ayrıca ahırlar, büyük kazan ocakları ve ambarlar bulunur.

Üst katlara ahşap ustalığının üstün örneklerini sergileyen merdivenlerle çıkılır. İkinci kat diğer katlara göre daha basıktır. Bu katta gerektiğinde yatak odası olarak da kullanılabilen bir mutfak bulunur. Gündelik yaşam orta katta geçer. Soğuk kış günlerinde bu katın ısıtılması daha kolay olur.

Üçüncü kat evlerde mükemmelliğe varılan noktadır. Bu katta tavanlar daha yüksektir. Odalara sekiz kenarlı bir çokgenden oluşan “sofa”nın daha kısa olan dört çapraz kenarından açılan kapılardan girilir. Odaların giriş kapıları köşelerdedir ve oda ile doğrudan teması kesen özel ahşap paravana düzeni bulunur. Odaların her biri bir çekirdek aileyi ya da bir aile yakının barındırabilecek tüm unsurlara sahip, bağımsız birim olarak tasarlanmıştır. Bu doğrultuda her odada ahşap dolapların (yüklük) içerisinde bugünün duş kabinlerini andıran gusülhaneler mevcuttur.

Safranbolu evlerindeki çıkmalar, evin dış görünümünü tek düzelikten kurtarır. Evlerin pencereleri çok özel biçimde tasarlanmış olup dar ve uzuncadır. Ahşap kanatlı pencerelerde ayrıca “muşabak” denilen kafesler bulunur.

Evlerde ısınma ocaklarla sağlanır. Ocaktan alınan közler mangala konarak taşınır. Katlar arasında zaman zaman tecrit malzemesi kullanılmış olsa da ahşap evlerde ısının muhafazası güçtür. Bu nedenle prensip mekanın değil insanın ısıtılmasıdır. Soba ise son dönemlerde kullanılmıştır.

Aydınlatma aracı gaz yağı lambasıdır. Son zamanlarda “lüks lamba” diye tanımlanan, daha büyük boyutlu ve daha fazla ışık veren lambalar kullanılmıştır.

Evlerin bazılarının içlerinde serinlik vermesi ve yangından korunmak amacıyla yapılmış olan havuzlar bulunmaktadır.

16/10/2009

sarı papatyam

h1



Sustum… Öylesine… Bir nefeste… Aheste… Varsın güller açılmasın bundan sonra… Varsın olsun! Eksik olsun… Çoklar aza, anlar hiçliğe, canlar ecele devrile dursun… Koygar şahinler uçurmam bundan gayrı, turna kanadıyla yaralanmış göklerimde… Kıyılmış ne varsa beyhudedir bundan böyle… Sustum… Dertli kalem… Artık sen söyle!

Sustum… Bu vakte kadar, söz kalesinin burçlarında niçin mahpustum? Viran olmanın noksan kıldığı bir tutam acıyla, mürekkep renginde içimi kustum… Siyahın üstüne renk tanımakla yapılan hatayı, saçımda an be an artan aklardan öğrendim… Ve öğrendim susmayı, akıtmaya kıyamadığım sağanaklardan… Uyan ey zaman! Bedel iste bitirdiğim yarınlardan…

Sustum… Kelamın koridorlarında infilak eden sedamı, yunmuş yıkanmış kızıllıklara yar eyledim… Sustum ve nihayet kar eyledim… İncecikten bir sızıyla inlerken neyler, son sözümü, sona ermeden evvel suskunluk alfabesiyle söyledim… Evet! Belkide bir zamanlar meyustum… Ama korkmayın artık… Sustum… Sustum…

Sustum… Cana, canana, zamana, mekana, zekana, korkana, yürek burkana, gökten sarkana, yerle bir olan arkana… Tuş oluşunu gördüm, sustum… Yaratık mesabesine indirgenmişlerin haliyle sustum! Tersine açan bir çiçek gibi, topladım yapraklarımı gün ışığından, goncamın içine pustum… Sustum… Sustum…

Sustum… Olmayan saygının kaygısını çekerek… Bağrımdaki çorak toprağa Mecnun’un efkarını ekerek… Bir ceylanın toynaklarıyla ezildim, geçip gitti sekerek… Ormanlar uğuldadı gözümdeki son billuru da dökerek… Hıçkırmak istedim olmadı, sendeledim olduğum yere çökerek… Harman vakti bir başak kesildim, biçmekten imtina etmeyen kader adlı orağın önünde boyun bükerek… Sustum…

Sustum… Konuş deseler de… Söz gümüşünü biriktiririm artık yamalı keselerde… Özüm her ne kadar kavrulsa da, Leyla menşeli vesveselerde… Veya… Kısıtlamış hülyalarım, açı ortayını yitirse de lüzumsuz hendeselerde… Söz dedim ya… Hani ağlamaklı baktığında kelam kesilen mevzu… İşte o artık bundan böyle, sözü geçmez köselerde… Sustum… Hakikatte susmak dil çeliğini örseler de… Neyse… Sustum…

Sustum… Gemiler kalkıyordu limandan… Fora yelkenlerin kirlettiği simandan, bir hüzün aksetti sonra… Küçük bir çocuk çehresiyle kanadı ufkun derinlikleri… İçimdeki ateşler terk ederken o ıtri serinlikleri… Yaseminler de bivefa, kokmayınca bu bahar! Hanımeli saltanatını devirince Akdeniz’in rutubet kokan nefesi… Ansızın yıkılınca zincirlere hükmeden aslanların kafesi… Sustum…

Sustum… Sebepsiz yere… Ruhum yara bere… Eyvahları yollamadan mutebere… Biliyor musun ah aziz dostum… Ben sustum


Güçer Kafa

7/10/2009

Bu köy bizim köyümüz mü

h1


Bana deme o köy bu köy
Bu köy bizim köyümüz mü
Her baktıkca çekerim oy
Bu köy bizim köyümüz mü

Gördüm ağladım köyümü
Kim atmış bu kördüğümü
Anlatayım gördüğümü
Bu köy bizim köyümüz mü

Ne tadı kalmış ne tuzu
Melemiyor koyun kuzu
Hani nerde çoban kızı
Bu köy bizim köyümüz mü

Genç kalmamış okuyan yok
Halı kilim dokuyan yok
Çayda asbap yıkayan yok
Bu köy bizim köyümüz mü

Çesmelerden su akmıyor
Komşu komşu ya bakmıyor
Evlat babayı takmıyor
Bu köy bizim köyümüz mü

Evler veran baykuş ötmüş
Çoğu gurbet ele gitmiş
En kötüsü dostluk bitmiş
Bu köy bizim köyümüz mü

Yaylalar da yaylayan yok
Ölenlere ağlayan yok
Çite öküz bağlayan yok
Bu köy bizim köyümüz mü

Vermez oldu artık değer
Köy bize küsmüş meğer
Çiğdem çiçek boyun eğer
Bu köy bizim köyümüz mü

Dur kaptan durda inem
Ben köyüme nasıl dönem
Toprak olmuş dedem ninem
Bu köy bizim köyümüz mü

İçimde hep köyün adı
Hani nerde eski tadı
Turanı da tanımadı
Bu köy bizim köyümüz mü
alıntı :  yazanın eline ve yüreğine sağlık

7/10/2009

kiremitlerin yorgunluğu

h1

  


Virane olmuş bozulmadan bağları
  Hani nerde oçarıklı çarıksız ağaları
           Kalmamış davullu zurnalı oyun havaları
Sazı çazı duymadan gidelim gardaş

Gezdim dolaştım aşağı yukarı pınarı
Karpuz çatlatırdı suyun kaynağı
Kalmamış delisi akıllısı manyağı
Sessiz sedasız gidelim gardaş

                                                     Doğdugum büyüdügüm köye geldim
                                                    Yıkılmış virane olmuş evleri gördüm
                                                   Ağalar beyler ölmez bilirdim
                                                  Azraile görünmeden gidelim gardas

Hani o ağalar beyler yigitler vardı
Mezarlık büyük kabir dardı
Baktım ihtiyarı gençi kuyrukdaydı
Sıra bize gelmeden tüyelim gardaş

                                             Yozgat akdamadeni akçakışla adı
                                           Halden anlamaz azası muhtarı
                                          Çok uğraştım kurtaramadım babamı
                                        Sağ salim buradan gidelim gardaş

4/10/2009

YORGUNLUĞA KARŞI KARANFİL

h1


Osmanlı mutfağının vazgeçilmez bir baharatı olan karanfil; yorgunluğa çok iyi geldiği bilinir ve kuvvet macunlarında ve aşurede sıklıkla kullanılır.Çiçekçilerin satışa sundukları ve halk arasında bilinen karanfil çiçeği ile hiçbir alakası yoktur. Anavatanı Endonezya ve İspanya olarak bilinir. Hindistan ve Sri Lanka’da bol miktarda yetiştirilir ve bu mutfakların vazgeçilmez baharatıdır. Avrupalılar karanfili turşu ve tatlılarında çeşni vermesi amacıyla kullanırlar.

Diş ağrısına karşı etkili
Karanfil ağacının tomurcuklarından elde edilen bu baharat, odunumsu ve koyu kahve-siyah renklidir. Yaklaşık iki-üç santimetre boya eriştiklerinde hasat edilirler. Anadolu’da halen çürük dişlerde ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Çürük dişin oyuğuna, ezilmiş kuru karanfilin bir parçası yerleştirilir veya da yağından bir damla damlatılır. Ağrı kesici gücünü içerdiği gallik asitten alır. Genel bir kural olmasa da lokantalarda içki kokusunu almak için masanıza bir çanakta karanfil sunulur.

İshale karşı
Onu ilk araştırmaya başladığım yıllar doksanlı yılların başlarıydı. Kuru karanfilde beni ilk şaşırtan, içeriğinde alpha-kadinol, alpha-kubeben ve maslinik asit etkin maddelerinin aynı anda bulunmasıydı. Bu üç ana etkin maddeyi başka hiçbir bitkinin çiçeğinde aynı anda bulamazsınız. Bu özellik karanfile özgüdür. Onun bu ayrıcalığı ishale karşı bu üçlünün bir arada bulunmasında saklıdır. Eğer ishal olduysanız hiç çekinmeden karanfil kürünü birkaç gün uygulayabilirsiniz. İshale bağlı karın sancılarını, bağırsak hareketliliğini kısa zamanda nasıl ortadan kaldırdığını hayretle gözleyebilirsiniz.

Direnci artırır
Karanfilin alternatifi yoktur. Onun sahip olduğu bazı özellikleri ve kimyası başka hiçbir bitkiyle veya baharatla mukayese edilemez. Kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Zihin yorgunluğunuz da mı mevcut? Başınızda veya üzerinizde bir ağırlık mı hissediyorsunuz? Veya gergin misiniz? Bir bardak su kaynatın ve hemen sıcakken üzerine dokuz-on adet karanfil tanelerinden ilave ediniz. Beş-altı dakika bekledikten sonra karanfilleri içerisinden çıkarmadan yudum yudum içiniz. En geç on dakika sonra yorgunluğunuzun gittiğini, vücut direncinizin arttığını gözlemleyebilirsiniz. Çok daha önemlisi, günün yorgunluğuna bağlı zihin yorgunluğunuzun ortadan kalktığını daha dinamik düşünsel güce sahip olduğunuzu hayretle hissedebileceksiniz.Üzerinizdeki gerginliğin de yavaş yavaş ortadan kalktığını göreceksiniz. Karanfilin bu konudaki etkilerini daha da artırmak istiyorsanız, kendinize bir çay demleyip içerisine 10-12 adet karanfil atınız, birkaç dakika bekledikten sonra çayınızı yudumlayarak keyfini çıkartınız. İçtikten 5-10 dakika sonra zihin yorgunluğunuzun kaybolduğunu ve daha zinde olduğunuzu hayretle gözlemleyebilirsiniz. Bu amaçla uygulayacağınız karanfilli çayı haftada 3-4 defadan fazla uygulamayınız ve alışkanlık haline getirmeyiniz.
alıntı

3/10/2009

Damla Çikolatalı Kek

h1

Damla Çikolatalı Kek İçin Malzemeler

  • 3 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı süt
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 11 çorba kaşığı un
  • 3 çorba kaşığı damla çikolata

Damla Çikolatalı Kek Tarifi

Yumurtaları toz şeker ile çırpın. İçine sıvıyağı, sütü ekleyin. Unu, kabartma tozunu, vanilyayı, damla çikolataları ekleyip çırpın. Kalıba boşaltın. 150 derecede ısıtılmış fırına koyup dereceyi 200 dereceye çıkartın.

Üzeri kızarınca kapağını açmadan tekrara 150 dereceye düşürün. İçi tamamen pişince fırından alıp yarım saat soğumasını bekleyin. Daha sonra kalıptan çıkartıp soğumasını bekleyip dilimleyerek servis yapın.

Kekte püf noktası kıvamı ve pişirme derecesidir.

3/10/2009

Ateroskleroz (Damar Sertliği)

h1

Bünyemizde Bulunan Nitrik Oksit (NO) Mucizesi ile Kalp Hastalıklarına Son Yazı Dizisi’nden (Dr. Louis J. İgnarro’nun Nobel tıp ödüllü programı)

Gençken kalbinizin etrafındaki damarların dâhili çapı yaklaşık üç milimetre kadardır ve damarlar da oldukça esnektir, fakat hiç kimse sonsuza kadar genç kalamaz. Yaşa göre damarların duvarları yavaş yavaş elastikiyetim kaybetmekte ve kalınlaşmaktadır. Aynı zamanda kilo yapıcı ağır tortular veya plakalar damar çeperlerinde toplanır. Buna atheratenoksleniz veya damar sertleşmesi denir ve meydana geldiğinde damar çapını azaltır bu şekilde normal kan dolaşımını bozar. Ateroshilinez erken yaşlanmaya veya yetersizliklere sebep olabilir. Orta yaşta hafızayı sekteye uğratabilir ve yaşlılıkta bunama yaratabilir. Athenoshilinez özellikle sigara tiryakilerinde 60 yaşlarında ve daha sonrasında bacaklarda atardamarları daraltması sonucu yeterli kan dolaşımının sağlanamaması gibi yüzeysel damar hastalıklarına sebep olur.

3/10/2009

Tüm ATM'ler birleşti

h1

1 Ekim 2009 Perşembe, 10:13 EKONOMİ

Tüm ATM'ler birleşti

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) koordinasyonunda çalışmaları yapılan ve Türkiye'de ATM hizmeti veren 26 bankanın da katıldığı Ortak ATM paylaşımına geçiş bugün itibariyle başlıyor.

BKM'den yapılan yazılı açıklamada, yeni sistem ile banka kartı sahiplerinin, tüm bankaların ATM'lerinden para çekebilecekleri ve bakiye sorgulama yapabilecekleri kaydedildi.

Açıklamaya göre, yine BKM tarafından uygulamaya sokulacak hizmet ile kullanıcılar, kendilerine en yakın ATM'ye cep telefonları ya da internet üzerinden ulaşabilecek.

Avrupa'da ilk kez bir ülkede, ATM hizmeti veren tüm bankaların, kart kullanıcılarının işlemlerini kolaylaştıracak ortak bir hizmet protokolüne imza attıkları vurgulanan açıklamada, proje için mevcut altyapısını geliştiren ve ciddi yatırımlar gerçekleştiren BKM'nin, proje için çalışmalarına iki yıl önce başladığı hatırlatıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen BKM Genel Müdürü Sertaç Özinal, projenin asıl hedefinin kart kullanıcılarına daha yaygın bir ATM hizmeti sunmak olduğunu dile getirerek, projenin ekonomiye ciddi katkılar sağlayacağını vurguladı.

Ortak ATM Sistemi ile şu an 22 bin adet olan ATM'den, 35 bin ATM'lik verim elde edileceğini belirten Özinal, para çekme işleminin kolaylaşması ile piyasada sirkülasyondaki para hacminin artacağını, nakit dolaşımının hızlanacağını, ekonominin kayıt altına alınmasına destek sağlanmış olacağını ve ülke ekonomisinin canlanacağını ifade etti.

Özinal, ''Ekim sonrası artan işlem hacmi ile birlikte 2009 yılı sonunda yıllık toplam işlem adedinin artacağını öngörüyoruz, ayrıca 2010 yılındaki artışın da yüzde 30 oranına ulaşmasını bekliyoruz. Verimlilikteki bu farkın ekonomiye katkısı yaklaşık 300 milyon doları bulacak'' dedi.

26/8/2009

ZEYTİN VE ZEYTİNYAGININ FAYDALARI

h1

Zeytin

 

Zeytingiller familyasından; Akdeniz havzasında, makilerde yabani olarak yetişen, fakat bütün Akdeniz bölgelerinde yetiştirilen, yaprak dökmeyen, eğri, büyük gövdeli, sık dallı, 5-20 m yüksekliğinde uzun ömürlü bir ağaçtır. Yaprakları yeşil renkli olup, derimsi ve karşılıklı dizilişlidir. Çiçekleri beyazımsı sarı renkli olup, salkım durumundadır. Meyve önceleri yeşil, olgunlaştığı zaman parlak siyah renklidir. Meyvelerinde zeytinyağı çıkarılır. eytinyağının içeriğinde olein, palmitrik, steraik ve linolik asitlerin gliseritleri, hidrokarbonlar ve E vitamini vardır. Ev ilaçlarında zeytin tanesi, yaprakları, kabukları ve yağı kullanılır.

 

Zeytinyağı, safrayı artırır. Karaciğeri çalıştırır. Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır. Eczacılıkta, bazı ilaçları hazırlamakta kullanılır. Yaprakları ve kabukları, yüksek tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını düşürür. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Taneleri de besleyicidir.

 

Zambak

 

Zambakgiller familyasından; soğanı pullu, dik gövdeli, güzel ve iri çiçekli bir bitkidir. 50 kadar türü vardır. Beyaz zambak 1 metre kadar boylanabilir. Çiçekleri beyazdır. Kırmızı zambak yüksek dağlarda bulunur. Trabzon zambağı Doğu Karadeniz bölgesinde yetişir. Ev ilaçlarında beyaz zambak kullanılır.

 

Vücut ağrılarını dindirir. Diş ağrılarını ve iltihaplarını giderir. Şişlikleri indirir.

5/5/2009

kiremitlerin yorgunluğu

h1

  


Virane olmuş bozulmadan bağları
  Hani nerde oçarıklı çarıksız ağaları
           Kalmamış davullu zurnalı oyun havaları
Sazı çazı duymadan gidelim gardaş

Gezdim dolaştım aşağı yukarı pınarı
Karpuz çatlatırdı suyun kaynağı
Kalmamış delisi akıllısı manyağı
Sessiz sedasız gidelim gardaş

                                                     Doğdugum büyüdügüm köye geldim
                                                    Yıkılmış virane olmuş evleri gördüm
                                                   Ağalar beyler ölmez bilirdim
                                                  Azraile görünmeden gidelim gardaş

Hani o ağalar beyler yigitler vardı
Mezarlık büyük kabir dardı
Baktım ihtiyarı gençi kuyrukdaydı
Sıra bize gelmeden tüyelim gardaş

                                             Yozgat akdamadeni akçakışla adı
                                           Halden anlamaz azası muhtarı
                                          Çok uğraştım kurtaramadım babamı
                                        Sağ salim buradan gidelim gardaş